“Kanla Yazılan Tarih Silinmez!” şiarıyla tarihe kazınan 19-22 Aralık 2000 Katliamı ve sonrasında gelişen direniş, Türkiye ve Kuzey Kürdistan devrimci hareketinin sınıf mücadelesi tarihinde bir dönüm noktasıdır. Bu saldırı, tekelci sermayenin ve onun faşist devlet aygıtının, toplumsal muhalefeti teslim alma, hapishaneleri devrimci iradeden arındırma ve yeni sömürü politikalarının önünü açma stratejisinin en kanlı icraatlarından biridir.
Tarihsel Bağlam ve Katliamlar Zinciri
19 Aralık Katliamı, Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca süregelen ve devrimci-ilerici güçlere karşı uygulanan sistematik şiddet ve katliamlar zincirinin bir halkasıdır. Bu olay, ne bir ilk ne de sondur; aksine, faşist devletin devrimci direnişi bastırma ve toplumsal rızayı zora dayalı yeniden üretme çabalarının birikimli bir sonucudur.
- Maraş (1978) ve Çorum (1980) Katliamları: 12 Eylül askeri darbesine zemin hazırlayan, mezhepsel fay hatlarını kullanarak toplumu kutuplaştıran ve sol/devrimci yükselişi hedef alan organize provokasyonlardır. Bu katliamlar, devletin “kontrgerilla” mekanizmasının toplumsal muhalefeti sindirme ve imha etme kapasitesini göstermiştir.
- 12 Eylül Askeri Darbesi (1980): ABD destekli darbe, tekelci sermayenin ihtiyaç duyduğu neo-liberal ekonomik politikaların (Özal dönemi) önündeki siyasi engelleri kaldırmak üzere devrimci-sendikal örgütlenmeleri ve tüm toplumsal muhalefeti fiziki ve ideolojik olarak imha etmeyi amaçladı. Hapishaneler, bu sürecin en yoğun işkence ve teslim alma merkezleri oldu.
- Sivas Katliamı (1993) ve Gazi Katliamı (1995): “Sosyal demokrat” ve koalisyon hükümetleri döneminde dahi faşist/gerici güçlerin ve derin devletin denetimindeki saldırıların devam ettiğini gösteren olaylardır. Özellikle Gazi, devrimci kitle direnişinin metropollerdeki potansiyelini teyit etmiş, ancak devletin tepkisi de bir katliamla olmuştur.
- 1996 Ölüm Orucu Direnişi: Hapishanelerdeki tecrit ve siyasi hak gasplarına karşı devrimci tutsakların canları pahasına verdikleri bir direniştir. 19 Aralık’a giden süreçte, devrimci tutsakların “teslim olunmayacağı” iradesini bir kez daha kanıtlamış, 19 Aralık saldırısının hazırlıklarına karşı da taktiksel bir zemin oluşturmuştur.
19 Aralık Katliamı ise, bizzat “sosyal demokrat” Ecevit hükümeti eliyle, 1980’lerden bu yana süregelen tecrit politikalarının zirvesi olan F Tipi cezaevlerine geçişi dayatmak ve devrimci tutsakların politik kimliğini bütünsel olarak ortadan kaldırmak için gerçekleştirilen, askeri nitelikli bir imha operasyonudur.
Emperyalist-Kapitalist Tahakküm ve Katliamın Ekonomi-Politiği
19 Aralık Katliamı’nın ardındaki ekonomi-politik nedenler, emperyalizmin Türkiye ve Kuzey Kürdistan pazarına yönelik artan nüfuzuyla doğrudan ilişkilidir.
2000’li yılların başında Türkiye, IMF ve Dünya Bankası programları ekseninde ağır bir neo-liberal dönüşüm sürecine girmişti. Bu süreç, ulusal sanayinin tasfiyesi, özelleştirmeler, tarımın çöküşü ve işçi sınıfının haklarının gasp edilmesi gibi politikaları içeriyordu. Bu politikaların başarılı bir şekilde uygulanabilmesi için, halkın direniş potansiyelinin ve devrimci örgütlenmelerin kesin olarak bastırılması gerekiyordu.
- Hapishaneler: Direnişin Çelikleştiği Siper: Devrimci tutsaklar, F Tipi tecrit rejimine karşı direnişleriyle, dışarıdaki işçi ve emekçi kitlelere “direnişin imkansız olmadığı” mesajını veriyordu. Hapishaneler, devletin politikalarına karşı çelikten bir iradenin ve ideolojik kararlılığın somutlaştığı, adeta birer “cephe” görevi görüyordu.
- AKP’nin Yükselişiyle Süreçleştirilen Neo-liberalizm: Katliamın hemen ardından, neo-liberal programları kararlılıkla uygulayacak ve tekelci sermayenin çıkarlarını maksimize edecek AKP iktidara getirildi. 19 Aralık, AKP’nin önündeki en büyük siyasi-ideolojik engeli (devrimci-komünist tutsakların direnişi) kanla temizleme operasyonunun öncülü olmuştur. Tecrit ve “rehabilitasyon” (kimliksizleştirme) politikaları, AKP iktidarında daha da derinleştirilerek, toplumsal muhalefetin hücre hücre çözülmesine yönelik stratejinin bir parçası haline gelmiştir.
Devrimci Hareket Açısından Kahramanlık ve Özeleştiri
Devrimci tutsaklar, saldırıyı öngörerek Ölüm Orucu ve Süresiz Açlık Grevi taktikleriyle karşı durarak, teslim olmama kararlılıklarını en üst düzeyde ortaya koymuşlardır. Tarihin bu en zorlu anında, canlarını feda ederek yarattıkları Kahramanlık Haftası, devrimci hareketin sınıf bilincinin ve feda kuşağı iradesinin en yüce ifadesidir.
Ancak, bu görkemli direnişin yanı sıra, 2000’li yılların tecrit saldırısı karşısında devrimci hareketin genel seyrine dair kritik bir özeleştiri yapmak elzemdir: - Sermayenin Üstünlüğünün Geçici Görünümü: Katliam sonrası süreçte, devlet tecrit ve asimilasyon politikalarında belli bir başarı elde etmiş, dışarıdaki devrimci hareketin kitlelerle bağlarını zayıflatmış ve neo-liberalizmin ideolojik hegemonyası (bireycilik, apolitikleşme) genişlemiştir. Bu durum, sermayenin siyasi ve ideolojik alanda geçici bir üstünlük kurduğu bir dönemi ifade eder.
- Devrimci Hareketin Stratejik Zayıflıkları: 19 Aralık direnişi, devrimci iradenin gücünü kanıtlasa da, saldırının merkezileşmiş, planlı ve askeri boyutuna karşı, dışarıda yeterince güçlü ve birleşik bir kitle direnişi yaratılamamıştır. Hapishane cephesindeki bu can bedeli direnişe, kitleler nezdinde yeterli destek örgütlenememesi, tecrit politikalarının topluma yayılmasına karşı devrimci hareketin taktiksel ve stratejik eksikliklerini gözler önüne sermiştir. Bu, direnişin kahramanlığını azaltmaz, ancak direnişin sonuçlarını maksimize edemeyen hareketin genel durumuna dair önemli bir özeleştiridir.
PKK ve Reformizm Tehlikesi
PKK, Türkiye ve Kuzey Kürdistan’daki en dinamik ve kitlesel muhalefet gücü olarak 19 Aralık sürecinden ve neo-liberal/siyasi dönüşümden payını almıştır.
- Kahramanlık ve Direniş Mirası: PKK, hapishaneler başta olmak üzere, tecride ve faşist baskıya karşı büyük bir direniş mirasına sahiptir. Bu direnişler, on binlerce kürt militan kadronun feda ruhuyla yaratılmıştır ve toplumsal meşruiyetinin kaynağıdır.
- Reformist Eğilimlerin Evrimi: Ancak 1999’daki Öcalan’ın yakalanması ve sonrasındaki süreçte PKK’nin siyasal stratejisi, “silahsızlanma,” “demokratik siyasetin öncelenmesi” ve “Türkiye’nin demokratikleşmesine katkı” gibi söylemlerle, radikal devrimci hedeflerden kademeli olarak uzaklaşan reformist bir çizgiye evrilmiştir. Bu evrim, emperyalist güçlerin ve Türk burjuvazisinin dayattığı siyasi çözüm çerçevesi içinde, esas olarak statüko içi bir uzlaşma arayışına dönüşmüştür.
- Teslimiyetçilik Tehlikesi: Özellikle son yıllarda, PKK’nin siyasi temsilcileri tarafından dillendirilen “Türkiye partisi olma” veya “ana akım siyasetle bütünleşme” çabaları, hareketin tarihsel olarak temsil ettiği anti-sömürgeci, devrimci potansiyeli törpüleme ve sermayenin hegemonyasına teslim olma tehlikesini barındırmaktadır. Bu reformist dönüşüm, tecrit politikalarının amacına dolaylı yoldan hizmet etme ve devrimci hareketin genel direniş cephesini zayıflatma riskini taşımaktadır.
19-22 Aralık Kahramanlık Haftası’nı yaratan devrimci tutsakların mirası, bugün de faşizmin tecrit, izolasyon ve rehabilitasyon politikalarına karşı direnenlerin siperidir. Onların feda ruhu, devrimci hareketin sınıflar mücadelesindeki en büyük güvencesidir. Bu tarihsel bilinci güncel görev bilinciyle sahiplenmek, dışarıda onların sesi olmak ve direnişlerine omuz vermek, hem 19 Aralık’ın ölümsüzleşen kahramanlarına hem de geleceğin devrimine karşı sorumluluğumuzdur.
Unutmak, teslim olmaktır. Unutmayacağız, unutturmayacağız!
MEHMET KARACA





