İnançla toprağını ve onurunu savunan gençlik, tarihin motor gücüdür. Eşrefiye’den Şeyh Maksud’a, Dersim’in sarp kayalıklarından Suriye’nin sokaklarına kadar namlunun ucunda yaşamını yitiren her bir nefer, emperyalizme ve gericiliğe karşı örülen barikatın harcıdır. Ancak biz komünistler için ölümlü kahramanlık, yalnızca bir yas ritüeli değil; siyasal bir ders ve askeri bir muhasebe alanıdır. Bugün Kürt ve Alevi halklarının karşı karşıya olduğu trajedi, sadece düşmanın gaddarlığı değil, bu devrimci potansiyeli yöneten “kurmay aklın” ideolojik ve stratejik iflasıdır.
- Dersim’den alınmayan Ders: “Kuşatılmışlık” ve öngörü eksikliği
Dersim coğrafyasında on yıllarca yürütülen silahlı mücadelenin bugün geldiği nokta, Eşrefiye ve Şeyh Maksud hattındaki tıkanıklıkla aynı kökten beslenmektedir. Bizler, devrimci öğretinin temel prensibi olan “Halk Savaşı” kuramını, dönem dönem halkın gerçek bağlarından kopuk, sadece teknik bir çatışma zeminine indirgedik.
Dağlara hapsolmuş, lojistik hattı kesilmiş ve kitle desteği stratejik bir düzleme oturtulmamış her pratik, ne kadar kahramanca olursa olsun yenilgiye mahkumdur.
Düşmanın teknolojik üstünlüğünü ve kuşatma kapasitesini görmezden gelen, “iradecilik” adına gençleri birer birer ateş hattına süren anlayış, proleter bir kurmay zekası değil, feodal bir feda kültürüdür.
- Fedakarlık israfa dönüştüğünde: Askeri kurmaylık ve sorumluluk
Askeri kurmaylık, sadece barikat kurmak değildir; barikatın ne zaman geri çekileceğini, ne zaman siyasal mevziye dönüştürüleceğini bilmektir. Binlerce gencin kaybına rağmen, sürdürülebilir ve kurumsallaşmış bir özerk yapının kurulamamış olması, halkın en nitelikli evlatlarının “stratejik bir boşlukta” tüketildiğinin kanıtıdır.
Bir devrimci partinin görevi, insan kaynağını bir yakıt gibi kullanmak değil; her bir savaşçıyı yarının toplumsal inşasında birer kadro, diplomat ve örgütçü olarak yetiştirmektir. Gençlerin potansiyelini sadece tüfekle sınırlayan tek tipleştirme, halkın geleceğini kendi eliyle kurutmaktır.
- Eleştiri-özeleştiri mekanizması: İhanet mi, devrimci zorunluluk mu?
Kürt siyasal hareketinde ve sol gelenekte sorgulamanın “ihanet”le ya da “teslimiyet”le bir tutulması, kurmay aklın hatalarını dokunulmaz kılmıştır. Oysa devrimci yöntem, hatayı kitlelerin gözü önünde tartışmayı ve ondan ders çıkarmayı emreder.
- Annelerin acısı “kader” değildir.
- Kardeşlerin suskunluğu “vefa” değildir.
Eğer bir kurmay akıl, aynı stratejik hatayı Hendeklerden Şeyh Maksud’a kadar tekrar ediyorsa, orada bir “kutsallık” değil, yapısal bir “akıl krizi” vardır.
Ancak, Kürt Hareketi’nin asıl sorunu “taktik” başarı ve ya başarısızlığında değil, kuruluş ve başlangıç ilke ve hedeflerinden, toplam stratejik yöneliminden uzaklaşmasında, gelinen yerde “uluslararası güçler” diye tanımladığı, sömürgeciliğin birincil dereceden sorumlusu olan emperyalist güçler cephesin de “dost” ve destek arayışında olmasıdır. Stratejik rotada ki bu kırılma onu gelinen yerde hedefsiz, günlük “çıkarları” yücelten reel politiğin esiri yapmıştır.
İcerde AKP/MHP kulvarın da atılan “düzen içi” adımlar, bunun samimi kanıtı olarak kendini fesh ve “silahları” yakan tavır, teorik ve paradigma degişimi, taktiksel aldığı, alacağı ve bölgesel/emperyal gücler denkleminde özgül ağırlığı her gün hafifleyen ve kendini etkisizleştiren yıpratıcı ve tüketici bir rutine dönüşmüştür. Çıkış yolu; günübirlik politik manevralarda veya taktiksel eylem ve söylemlerde değil, ulusal devrimci stratejik hatta oturmak ve ilk çıkış rotasıyla uyumlu siyasal hedeflerde ısrar etmektir. Halep’te alınan ağır darbe ve ‘hendek’ bağlamında yaşananlar, bu stratejik hattın önemini acı bir ders olarak yeniden ortaya koymaktadır.
- Perspektif: Kürt ve Alevi halkına çağrı
Suriye’nin kuzeyinden Dersim’in vadilerine kadar uzanan bu coğrafyada, halklarımızın kurtuluşu ne körü körüne bir itaatte ne de pragmatist ittifaklardadır.
Rasyonel Strateji, İrlanda (IRA) veya Vietkong (Vietnam) örneklerinde olduğu gibi; askeri hamle, ancak siyasal bir kazanımla taçlandığında anlamlıdır. Siyasal kazanım üretmeyen her çatışma, halkın umudunu kıran bir “israfa” dönüşür.
Savaşçıyı, kendi özgür iradesinden vazgeçmiş bir “emir eri” olarak gören anlayış sakattır. Devrim, bilincin özgürleşmesiyle başlar.
Kurtuluş, bir grup “kurmay azınlığın” vahiy gibi sunduğu kararlarda değil; işçi sınıfının, emekçi köylülüğün ve ezilen inanç gruplarının (Alevilerin, durzilerin, hrıstiyanların, ezidilerin) kendi özgün örgütlenmelerini stratejiye ortak etmesindedir.
Özcesi;
Eşrefiye ve Şeyh Maksud’daki direnişi selamlıyoruz, ancak bu selam bir “elveda” değil, bir “uyanış” selamı olmalıdır. Bizler, geçmişin yenilgilerini ve stratejik boşluklarını açık yüreklilikle masaya yatırmalıyız. Kahramanlık, ölmek için değil; yaşatmak ve kazanmak için kurgulandığında gerçek zaferi getirecektir. Devrimci kurmay akıl, halkın canını en ucuz değil, en değerli varlık olarak gören akıldır.
MEHMET KARACA





